info@siyasalbilgileragi.org

Türkiye-Çin Diplomatik İlişkilerinin 55. Yıl Raporu

Sultan Boztepe 5 Eylül 2026
Türkiye-Çin Diplomatik İlişkilerinin 55. Yıl Raporu

Özet

Diplomatik Tanınmanın 55. Yıldönümünde Türkiye-Çin İlişkileri, Sorunlar ve Çözümler Forumu Raporu

Kapsam: Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki diplomatik ilişkilerin 55. yıl dönümüne ithaf edilen “Diplomatik Tanınmanın 55. Yıl Dönümünde Türkiye-Çin İlişkileri: Sorunlar ve Çözümler” başlıklı uluslararası forumda; iki ülke ilişkilerinin ekonomik, jeopolitik, teknolojik, akademik ve kültürel boyutları çok katmanlı bir perspektifle ele alınmıştır. Forum kapsamında gerçekleştirilen sunumlar ve paneller; akademisyenler, diplomatlar, iş insanları ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getirerek Kuşak ve Yol Girişimi (BRI), Orta Koridor, çok kutupluluk, stratejik bağlantısallık, eğitim-bilim iş birlikleri, yapay zekâ, robotik teknolojiler ve Avrasya merkezli yeni güç dengeleri çerçevesinde şekillenmiştir. Bu rapor, forumda gerçekleştirilen akademik, kurumsal ve bireysel sunumların içeriklerini, konuşmacıların vurgularını, katılımcı notlarını ve öne çıkan stratejik değerlendirmeleri bütüncül ve sistematik bir çerçevede ortaya koymaktadır.

I. TÜRKİYE-ÇİN EKONOMİK VE DİPLOMATİK İLİŞKİLERİNDE KURUMSAL DÖNÜŞÜM

A. Diplomatik Temeller ve Karşılıklı Güven İlkesi Türkiye ve Çin arasındaki dostane ve diplomatik ilişkiler, resmi olarak Türkiye'nin Tayvan’ın Çin’in ayrılmaz bir parçası olduğunu tanımasıyla başlamıştır. Bu bağlamda iki ülke arasındaki ilişkilerin yalnızca diplomatik değil, aynı zamanda tarihsel hafıza ve medeniyet perspektifiyle değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. İlişkilerde mevcut sorunları aşmak bağlamında, "güven olmadan yatırım yapılamayacağı, ticaret olmadan da kalıcı güven oluşamayacağı" ilkesi temel manifesto olarak benimsenmiştir. Siyasi güven, ekonomik iş birliğinin ön şartıdır; Türkiye ve Çin’in küresel ölçekte yükselen devletler olmasından dolayı stratejik iş birliği geliştirmeleri kaçınılmaz bir rasyonalitedir. Çin’in idari ve siyasi yapısında parti merkezli bürokrasi belirleyici olduğundan, devlet düzeyinde tesis edilen temaslarda diplomatik protokol ve ağırlama süreçleri hayati önem taşımakta olup, Türk heyetlerine yönelik üst düzey misafirperverliğin temel motivasyonu bu yapısal özelliktir. Bu bağlamda, üst düzey diplomatik temasların yatırım iklimi üzerinde doğrudan etkisi bulunmaktadır. Örneğin, 2024 yılında gerçekleştirilen üst düzey ziyaretler ve Xinjiang temasları sonrasında oluşan güven ortamı, BYD gibi teknoloji yoğun dev yatırımların önünü açmıştır. Yaklaşık 1 milyar dolarlık yatırım hacmi ve 5.000 kişilik istihdam potansiyeli barındıran Çinli otomotiv devi BYD’nin Türkiye'de yatırım kararı almasının temel nedeni bu karşılıklı güven ortamının güçlenmesidir. Ancak söz konusu yatırımlar, küresel ekonomik şartlar ve makro-jeopolitik gelişmeler nedeniyle bekleme aşamasına geçmiş ve fiilen duraksamıştır.

B. Ticari Potansiyel, Yapısal Sorunlar ve Ortak Çözüm Kanalları İkili ekonomik ilişkiler günümüzde potansiyelinin gerisinde kalmakta olup, Türkiye'nin Çin pazarındaki payı henüz istenen düzeyde değildir. Gıda, tekstil, sağlık ve farklı sanayi ürünlerinde Türkiye, Çin pazarı açısından yüksek bir kapasiteye ve üretim gücüne sahiptir. Çin küresel ölçekte devasa bir ithalat gücü olmasına ve Türkiye de lojistik ile üretim avantajları barındırmasına rağmen, Türk ürünlerinin Çin pazarına giriş kanalları yeterince sistematik değildir. Temel mesele yalnızca Çin pazarına ürün ihraç etmek değil; ürünlerin hangi yöntemle, hangi lojistik ağlar üzerinden, hangi zamanlamayla ve güvenli ticari kanallarla ulaştırılacağının belirlenmesidir. Bu doğrultuda ürün eşleştirme mekanizmaları, depo yönetimi, fuar/sergi organizasyonları ve e-ticaret ağlarını kapsayan kurumsal bir çözüm modeline ihtiyaç duyulmaktadır. İlişkilerin 55. yılında uluslararası forumun temel hedefi, "sorun odaklı yaklaşımdan kurum odaklı yapıya geçiş" olarak formüle edilmiştir. Ayrıca turizm, iki toplumun birbirini yakından tanımasına olanak tanıyan, sosyokültürel hoşgörüyü artıran, ön yargıları minimize eden ve diyaloğu geliştiren stratejik bir yumuşak güç eylemi olarak konumlandırılmalıdır.

C. Xinjiang (Sincan) Bölgesinin Jeo-Ekonomik ve Sosyo-Politik Rolü Çin’in Xinjiang (Sincan) Uygur Özerk Bölgesi meselesi, forumun en dikkat çeken başlıklarından biri olmuş; Türkiye-Çin ilişkilerinde hem ticari bir köprü hem de hassas bir diplomatik denge unsuru olarak ele alınmıştır. Günümüzde Uygur bölgesi hakkında 'tarihte bağımsız bir ülkeyken Çin tarafından ilhak edildiği' tezi sıkça öne sürülmektedir. Çin, ezici çoğunluğu Han ulusu olmak üzere, aralarında Türk ve Müslüman toplulukların da yer aldığı çok etnikli bir yapıya sahiptir. Türkiye; gerek İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi olması, gerekse erken dönem Türk tarihinin ilk yazılı kaynaklarının Çin yıllıklarında bulunması ve bölgeyle olan güçlü soydaşlık bağları nedeniyle, bu meseleye tamamen kayıtsız kalması mümkün olmayan bir aktördür. İnsan hakları ve sosyoloji perspektifinden bakıldığında; çok kültürlü, çok dilli ve çok dinli devlet yapılarına yönelik "Asimilasyon mu, entegrasyon mu, yoksa özerk alanların inşası mı?" ekseninde süregelen tartışmalar değerlendirilmiş ve çok kültürlü devletlerin sürdürülebilirliğinin küresel sistem açısından taşıdığı önem üzerinde durulmuştur. Çin’in olası bir siyasi istikrarsızlığa uğraması ve üniter yapısının zarar görmesi durumunda doğacak küresel krizin yönetilemeyeceği, forumda büyük bir küresel risk olarak not edilmiştir. Bu bağlamda Çin Anayasası’nın azınlık haklarını güvenceye alan 4. maddesi ile ulusal bütünlüğü koruma ödevini düzenleyen 52. maddesi, bu hassas denge açısından kritik bir hukuki zemin sunmaktadır. Siyasi güvensizliklerin odağında yer alan Xinjiang meselesi, doğru diplomatik adımlarla Türkiye ve Çin arasında bir kriz noktası olmaktan çıkarılıp ortak bir ticari fırsata dönüştürülebilir. Urumçi Serbest Ticaret Bölgesi’nde kurulan Xinjiang Ticaret Geliştirme Merkezi, ikili ticareti hızlandıran operasyonel bir köprü işlevi görmektedir. Bu merkez vasıtasıyla Türk üreticilere Çin pazarında kalıcı yerleşim imkânı, güvenilir yerel kurumlarla temas ve lojistik destek sağlanması hedeflenmektedir. Çinli üreticiler açısından ise Türkiye, bölgesel pazarlara erişim kolaylığı ve antrepo/gümrük süreçlerinde etkinlik anlamına gelmektedir. Forumda ayrıca, 1994-2011 yılları arasında Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatlığını yürüten Faik Işık'ın da adının geçtiği hukuki-siyasi dinamikler genel hatlarıyla değerlendirilmiştir.

II. TARİH ANLATILARI, ULUS-DEVLET İNŞASI VE TARİH EĞİTİMİ

A. Milliyetçi Tarih Anlatılarının Eleştirisi Zhang Xiangrong tarafından gerçekleştirilen “Beyond Nationalist Historical Narratives: Problems, Misperceptions, and Dialogue in Chinese and Turkish History Education” başlıklı sunumda, Çin ve Türk tarih eğitimindeki milliyetçi anlatılar eleştirel bir süzgeçten geçirilmiştir. Sunumda özellikle Çin tarihsel kaynaklarının Türk ulus-devlet inşasındaki rolü üzerinde durulmuştur. Zhang Xiangrong’a göre Türk tarih yazımı, ulusal kimlik ve devlet inşasını tahkim etmek amacıyla Çin kaynaklarından yoğun biçimde yararlanmakta; ancak bu kullanım her zaman saf tarihsel gerçekliğe ulaşma amacı taşımamaktadır.

B. Çin Kaynaklarının Türk Tarih Yazımındaki Altı İşlevi Konuşmada Çin kaynaklarının Türk tarih tezi için üstlendiği altı temel işlev şu şekilde sıralanmıştır:

  1. İslam öncesi Türk tarihinin izinin sürülmesi,

  2. Devlet kökeninin ve adlandırmaların inşa edilmesi,

  3. Eski Türk toplum yapısının tasvir edilmesi,

  4. Ulusal karakterin şekillendirilmesi,

  5. Tarihsel kahraman figürlerinin oluşturulması (Örn: Mete Han ve Kür Şad gibi figürlerin Çin kaynakları üzerinden modern Türk ulusal anlatısında kahramanlaştırılması),

  6. Tarihsel sürekliliğin kanıtlanması (Hun-Göktürk-Türkiye süreklilik zinciri).

Forumda, tarih eğitimindeki bu karşılıklı algıları yönetmek ve eğitim müfredatlarındaki kalıplaşmış yargıları netleştirmek adına pedagojik bir adım olarak "Çin-Türkiye Tarih Kitapları Komisyonu" kurulması önerisi gündeme getirilmiştir.

III. ÇOK KUTUPLULUK, ÇOK TARAFLILIK VE ÇİN MODERNLEŞMESİ

A. Marksist ve Tarihsel Materyalist Perspektif Doç. Dr. Efe Can Gürcan tarafından gerçekleştirilen sunumda; çok kutupluluk ve çok taraflılık kavramları klasik realist paradigmanın dışına çıkarılarak Marksist ve tarihsel materyalist bir çerçevede değerlendirilmiştir. Doç. Dr. Gürcan, çok kutupluluk olgusunu Marksist yöntemle çözümlemeye yönelik çalışmaları neticesinde, bu kavramı küresel kapitalizmin yapısal krizleri sonucunda ortaya çıkan tarihsel ve küresel bir yeniden yapılanma süreci olarak ele almaktadır.

B. ABD Hegemonyasının Zayıflaması ve Parçalı Yapı Tarihsel gözlem kapsamında, günümüzde tecrübe edilen çok kutuplu sürecin temel dinamiği, ABD hegemonyasının zayıflamakta olması ancak yapısal etkisinin hâlâ sürmesidir. Küresel güney ve gelişmekte olan dünya henüz bütünlükçü ve tutarlı bir alternatif normatif çerçeve koyamamıştır. Bu durum, küresel sistemde birbiriyle hem örtüşen hem de rekabet eden parçalı bir mimariyi (BRICS, ŞİÖ, AIIB ve Avrasya Ekonomik Birliği gibi alternatif yönetişim ağlarını) beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda çok taraflılık, yalnızca diplomatik bir iş birliği değil; eşit egemen taraflar arasında hiyerarşik olmayan bir koordinasyon modeli olarak tanımlanmaktadır.

C. Çin Modernleşmesi ve Küresel Girişimler "Çoklu modernite" kavramı üzerinden Çin modernleşmesini değerlendiren Gürcan; Çin'in hem dünyanın en büyük gelişmekte olan ülkesi hem de kesintisiz medeniyet geleneğine sahip bir aktör olması yönüyle küresel siyasete özgün bir model sunduğunu belirtmiştir. Çin, küresel toplumsal krizlere yapısal çözümler geliştirmeyi hedeflemektedir. Xi Jinping’in “Birlikte İlerletilen Modernleşme” yaklaşımının, resmiyette dört, fiili uygulamada ise beş temel girişim üzerinden şekillendiği detaylandırılmış ve forumda bu girişimler görsel materyallerle desteklenerek şu şekilde sıralanmıştır:

  1. Kuşak ve Yol Girişimi (BRI)

  2. Küresel Kalkınma Girişimi

  3. Küresel Güvenlik Girişimi

  4. Küresel Medeniyet Girişimi

  5. Stratejik Ortak Değerler ve Bağlantısallık Girişimi (Uygulamadaki 5. Boyut)

IV. KUŞAK VE YOL GİRİŞİMİ İLE ORTA KORİDOR ENTEGRASYONU

A. Somut İş Birlikleri ve Lojistik Entegrasyon Li Yanzhi tarafından gerçekleştirilen sunumda, Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) ile Orta Koridor arasındaki sinerjik entegrasyon ele alınmıştır. Türkiye ve Çin arasında 2014 yılında başlayan ve 2015 yılındaki mutabakat zaptı ile somutlaşan üst düzey planlama çerçevesi, Orta Koridor'un Kafkas ülkelerini ve bölgesel entegrasyonu geliştirmek üzere kurgulanan yapısıyla örtüşmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2019 yılında Orta Koridor’un BRI’ın merkezinde yer aldığını vurgulaması, iki jeo-ekonomik projenin tamamlayıcı karakterini teyit etmektedir. Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattının operasyonel hale gelmesi, bu hat üzerindeki ticari mobilitenin en önemli hızlandırıcısı olmuştur. Batı yönünde Türk ürünlerinin Çin’e ulaşmasını sağlayan bu ticaret yollarının inşası rasyonel bir temele dayanmaktadır. Kazakistan ve Bakü limanlarının veri tabanlarının entegre edilmesi ve depolama altyapılarının ortaklaştırılması sayesinde, lojistik takip ve operasyon açısından işlevsel bir altyapı (real platform) oluşturulmuştur. Çin mevcut durumda Türkiye'nin en büyük ticari ortaklarından biridir ve BRI/Orta Koridor üzerinden sağlanan ürün akışı istikrarlı biçimde artmaktadır. Finansal iş birliği bağlamında, Çin bankaları ile akdedilen finansman anlaşmaları ve Asya Altyapı Yatırım Bankası'nın (AIIB) Türkiye’ye sağladığı kredi paketleri, sürecin finansal boyutta etkin bir şekilde işlediğinin somut bir göstergesidir. Ayrıca enerji iş birliği kapsamında, Adana’da inşa edilen Hunutlu Elektrik Santrali projesi son derece stratejik bir adım olarak değerlendirilmektedir.

B. Karşılaşılan Zorluklar ve Çözüm Önerileri Sürecin önündeki en belirgin jeopolitik riskler; Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu’daki çatışma sarmalı ve Kafkasya’daki istikrarsızlıklardır. Ayrıca IMEC (Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Koridoru) ve AB Küresel Geçit (Global Gateway) Projesi gibi alternatif koridorlar küresel rekabeti artırmaktadır. Operasyonel düzeyde ise Hazar geçişindeki kapasite yetersizlikleri, demiryolu standart farklılıkları (ray açıklıkları), bürokratik gecikmeler ve finansman eksiklikleri koridorun verimliliğini sınırlamaktadır.

Önerilen Operasyonel Çözümler:

  • Yazılım ve Dijitalleşme: Gümrük işlemlerinin blockchain tabanlı transit sistemleri, akıllı yazılımlar ve dijital altyapılarla hızlandırılması, bürokratik işlemlerin basitleştirilmesi. Çin'in Türkiye özelinde gümrük denetim süreçlerinin basitleştirilmesine yönelik belirgin bir ihtiyacı/talebi bulunmaktadır.

  • Bölgesel Hızlı Koordinasyon: Azerbaycan, Kazakistan, Çin ve Türkiye'nin lojistik maliyetlerini asgariye indirmek adına gümrük ve denetim altyapılarını ortaklaşa basitleştirmesi ve eşgüdümlü hareket etmesi gerekmektedir.

  • Ödeme Sistemleri: BRI kapsamındaki ikili ticarette, ödeme sistemlerinin regülatif engellerden arındırılarak daha akışkan hale getirilmesi, projenin hacmini büyütmek açısından büyük önem taşımaktadır.

V. YENİ AVRASYA EKOSİSTEMİ VE STRATEJİK GELECEK PERSPEKTİFİ

A. Yapısal Ticaret Açığı ve Güç Dengesi Hasret Çomak ve Prof. Dr. Kemal Yıllıkçı’nın sunumlarında vurgulandığı üzere, yeni Avrasya ekosistemini Çin ve Türkiye'nin ortak stratejileri şekillendirecektir. Ancak ikili ilişkilerin en kırılgan boyutu makroekonomik dengesizliktir; 2023 yılı resmi verilerine göre Türkiye’nin Çin’e ihracatı 3,3 milyar dolar seviyesindeyken, Çin'den yapılan ithalat 44,9 milyar dolara ulaşmış ve Türkiye aleyhine kronik bir yapısal ticaret açığı doğurmuştur. Çin; devlet destekli sanayi planlaması, güçlü Ar-Ge yatırımları ve dijital altyapı ekosistemiyle küresel değer zincirinin stratejik merkezi haline gelerek muazzam bir sistemsel güç kazanmıştır.

B. Jeopolitik Gerçekler, NATO ve Değişen Savaş Konseptleri Forumun güvenlik ve uluslararası sistem boyutunda stratejik dengeler şu şekilde analiz edilmiştir:

  • İttifak Gerçekliği: Küresel sistemde, ortak savunma taahhüdü ve entegre askeri komuta yapısına sahip gerçek anlamda tek kurumsal askeri ittifak NATO’dur.

  • Çin-Rusya İlişkisi: Çin ve Rusya arasındaki iş birliği, klasik bir askeri ittifak mantığından ziyade, ABD eksenine karşı geliştirilen pragmatik ve rasyonel bir ortaklıktır. Çin, Rusya-Ukrayna Savaşı’nda doğrudan askeri bir taraf olmaktan kaçınsa da Rusya ile enerji ticaretini sürdürerek ve çift amaçlı (dual-use) teknoloji akışını koruyarak süreci kendi ekonomik ve jeopolitik çıkarları ekseninde yürütmeyi tercih etmektedir.

  • Tayvan Meselesi: Tayvan muhalefet partisi başkanının Çin ana karasında bulunması ve siyasi görüşmeler yürütmesi, tarafların diyaloğa açık olduğunu göstermekte olup, bu durum diplomatik çözüm umutları açısından oldukça olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Hong Kong entegrasyonu örneğinde olduğu gibi, Tayvan meselesinin de zaman içinde konsensüsle çözülebileceği öngörülmektedir.

  • Askeri Dönüşüm ve Güç Dengesi: Modern harp konseptinde konvansiyonel orduların büyüklük ölçütleri geçerliliğini yitirmektedir. İran ve Ukrayna cephelerinde görüldüğü üzere; insansız hava araçları (İHA) ve robotik sistemleri etkin kullanan ordular ile bu donanımdan yoksun ordular arasındaki teknolojik asimetri belirleyici olmaktadır. Büyük güçler artık hedeflerine yalnızca konvansiyonel metotlarla ulaşamamakta olup, dijital ve hibrit savaş kapasitesi yeni dönemin en kritik unsurudur.

C. Türkiye’nin "Orta Kuvvet" Rolü ve Antiemperyalist Ortaklık Türkiye günümüzde bölgesel bir güç merkezi, küresel dönüşümde kilit bir aktör ve yükselen bir "orta kuvvet" profili çizmektedir. Türkiye'nin bu jeopolitik kapasitesini ve rasyonel dış politikasını okuyan Birleşik Krallık gibi aktörler, Ankara ile ilişkilerini derinleştirmeye yönelik adımlar atmaktadır. İki ülke arasında mevcut Serbest Ticaret Anlaşması'nın (STA) kapsamını genişletmeye yönelik yürütülen müzakereler, küresel ölçekte karşılıklı kazan-kazan ilkesine dayanan stratejik bir ortaklık zeminini beslemektedir. Bu eksende Türkiye ve Çin, 21. yüzyılın yeniden yapılanma sürecinde, tarihsel kırgınlıklara takılmadan jeo-ekonomik rasyonaliteye odaklanmalıdır. İki ülkenin, kimliksel farklılıklardan ziyade gelecekte atılması gereken pragmatik ortak adımlara yoğunlaşması elzemdir. Türkiye, Çin merkezli Avrasya tedarik zincirinde pasif bir 'transit ülke' statüsünde kalmamalı; doğrudan yatırım anlaşmalarını derinleştirerek Orta Koridor üzerinde ortak bir üretim ve yüksek teknoloji üssü haline gelmelidir.

D. Sektörel Stratejik İş Birliği Alanları

  • Enerji ve Otomotiv: Türkiye ile Çin arasında enerji iş birliğinin geliştirilmesi, hidrokarbon kaynakları üzerindeki çalışmaların ilerletilmesi bakımından stratejiktir. Orta vadede elektrikli araç ve otomotiv sektöründe ortak üretim süreçlerine geçilmesi, Çin'in küresel üretici konumunu tedarik hatlarına yaklaştırması açısından kritik fırsatlar sunmaktadır.

  • Madencilik: Madencilik sektörü Türkiye'de kamuoyu nezdinde hassasiyet taşıyan bir konudur. Ancak Çin'in küresel tekel konumunda bulunduğu "nadir toprak elementleri" konusunda iki ülkenin ortaklık geliştirmesi, bu elementlerin Türkiye'de işlenerek nihai pazarlara sunulması bağlamında yüksek katma değer yaratacaktır.

  • Havacılık: Batı Asya ve Orta Asya ekseninde Türkiye ile Çin arasında sivil havacılık iş birliğinin derinleştirilmesi stratejik bir zorunluluktur (Özellikle Chengdu-İstanbul hattı üzerinden Batı'ya entegrasyon).

  • Uluslararası Yatırımlarda İşçi Sorunu: Çin’in doğrudan yabancı yatırımlarında karşılaşılan en belirgin tartışma konusu, projelerle birlikte transfer edilen Çinli işçi istihdamıdır. Bu durum hedef ülkelerde kamuoyu hassasiyeti yaratmakla birlikte, belli spesifik sektörlerde (kalifikasyon gereği) kaçınılmaz bir realitedir. Ancak uzun vadede yerel iş gücünün teknolojik kalifikasyona ulaştırılarak Çinli personel oranının kademeli olarak azaltılması, yatırımların toplumsal kabulü açısından şarttır. Bu entegrasyonun bürokratik mekanizmalardan ziyade, doğrudan şirketler arası temaslarla (B2B) çözülmesi ve fiili ticari uygulamaların mevzuatın önünde ilerlemesi önerilmektedir.

  • Çin Karşıtlığı Olmayan Bölgeler: Çin yönetimi, dış yatırım stratejisinde siyasi husumet barındıran bölgelerden ziyade, uzlaşı zemini bulabildiği ve ortak çıkarların örtüştüğü alanlarda faaliyet göstermeyi tercih etmektedir. Yerel insan kaynağının projelere nitelikli entegrasyonu, forumda Çin delegasyonu tarafından özellikle vurgulanan bir parametredir.

VI. YAPAY ZEKA, ROBOTİK, TEKNOLOJİ VE NANO-TEKNOLOJİ İŞ BİRLİĞİ

A. Dijital Bağlantısallık ve iRIC Merkezi Dr. Akın Arslan ve Yuan Jianjun tarafından gerçekleştirilen sunumlarda; yapay zekâ, otomasyon ve nano-teknoloji alanlarındaki iş birliği projeksiyonları tartışılmıştır. Önümüzdeki 10 yıl içinde küresel çaptaki robot sayısının insan nüfusuna yaklaşacağı, "dijital ikiz" ve sanal insan formlarının ise bu demografiyi aşabileceği öngörülmektedir. İnsan ve teknolojinin izole olarak bir anlam ifade etmediği, asıl değer üretiminin bu iki unsurun entegre hareket etmesiyle sağlanacağı vurgulanmıştır. Türkiye ile Çin, yeni Avrasya teknolojik ekosistemini ortaklaşa kurgulamalıdır. Shanghai University bünyesinde faaliyet gösteren iRIC (Intelligent Manufacturing & Robotics Global Co-Innovation Center); robotik Ar-Ge, endüstriyel kümelenme, teknoloji geliştirme, yatırım-finansman ve kalifiye yetenek yetiştirme süreçlerini yöneten küresel bir inovasyon ekosistemidir. Forumda Çin'deki güncel robotik otonom sistemlere dair şu örnekler sunulmuştur:

  • Yangın Söndürme Robotları: İnsan hayatını riske atan tehlikeli yangın bölgelerine otonom müdahale eden sistemler.

  • Devriye ve Kontrol Sistemleri: Altyapı arızalarını (örneğin sokak lambalarını) tespit eden drone sistemleri, robot köpekler ve kara-hava entegre denetim operasyonları.

  • Ticari ve Endüstriyel Modeller: Robot kiralama (RaaS - Robot as a Service) hizmetleri, kültürel turizm rehber robotları, yüksek gerilim hattı denetim robotları, insansı formlar ve santral bakım otonomları. Yuan Jianjun, nano-teknoloji alanındaki iş birliklerinin bu küresel platformlarla entegre biçimde genişletilmesi gerektiğinin altını çizmiştir.

VII. EĞİTİM, BİLİM VE KÜLTÜREL DİYALEKTİK

A. Akademik Kurumsallaşma ve Üniversite Ortaklıkları 1971'de tesis edilen resmi diplomatik bağlar, 2010'da stratejik ortaklık seviyesine erişmiş; 2024-2025 yıllarında ise TÜBİTAK ve Çin Ulusal Doğa Bilimleri Vakfı (NSFC) koordinasyonunda yürütülen büyük veri, yeşil kimya, akıllı tarım ve sağlık teknolojileri projeleriyle derin bir bilimsel zemine oturmuştur. Forumda öne çıkan spesifik üniversite partnerlikleri şunlardır:

  • Peking University – Boğaziçi University

  • Beihang University – Boğaziçi University

  • Xi'an Jiaotong University – Özyeğin University

  • Communication University of China – Üsküdar University

  • Nankai University – Yeditepe University

  • Central South University

B. Tarihsel Bağlar, İpek Yolu ve Felsefi Diyalektik Türkiye ve Çin arasında bin yıllık tarihsel kopukluk ve coğrafi mesafeye rağmen, iki medeniyeti kadim İpek Yolu güzergâhında birbirine bağlayan diyalektik bir düşünce altyapısı mevcuttur. Batı felsefesinde Hegel, diyalektiğin kurucusu kabul edilse de; Hristiyan teolojisine dayanan bu yaklaşım, realitenin ontolojik zıtlıklarla bir bütün olduğu gerçeğini kavrama noktasında Doğu felsefesine kıyasla sığ kalmıştır. Doğu düşüncesinde ise Hoca Ahmet Yesevi’den Mevlâna’ya uzanan tasavvufi diyalektiğin kavramsal paralelliklerini, Çin’deki Taoizm (Taoculuk) felsefesinde görmek mümkündür. Bu ortak kültürel kodların somut bir yansıması olarak, Çin’den Anadolu'ya uzanan İpek Yolu hattında müşterek bir "gölge oyunu" geleneği varlığını sürdürmektedir. Bu bağlamda, iki ülke arasında kültürel diplomasi adımı olarak bir "Gölge Oyunları Festivali" organize edilmesi önerilmiştir. İkili ülke arasındaki kurumsal ilişkilerin tarihsel gelişiminde ise, 1980'lerdeki hızlı ekonomik serbestleşme sürecinin yarattığı asimetrik ticari dengelerin kurumsal adaptasyon süreçlerini zorlaştırdığı göz önünde bulundurulmalıdır.

VIII. TURİZM, ÇEVİRİ BİLİM VE ORTAK ASYALILIK KİMLİĞİ

A. Kültürel Çeviri Metaforları ve Toplumsal Beka Prof. Dr. Cemal Demircioğlu ve Seriye Sezen’in oturumlarında, turizmin toplumlararası mesafeleri daraltan, sosyolojik hoşgörüyü artıran ve kültürel katılıkları esneten yönü ele alınmıştır. Türkiye, Çin ve Hindistan ekseninde yüzyıllardır süregelen köklü bir çeviri etkileşimi mevcuttur. Çeviri metaforları kapsamında, Türkiye'nin kültürel kökleri Doğu medeniyet havzasından beslenmektedir. Türkiye; kadim kültürlerini Orta Asya ve Küçük Asya senteziyle yoğuran, 19. yüzyıldaki Batılılaşma hareketlerine kadar melez ve heterojen bir yapı barındıran, "ithalat ortaklı kültürlenme modeli" ile şekillenmiş yapısal bir çeviri toplumudur. Çeviri odaklı toplumsal yapılarda kültürlerarası empati gelişir, toplumların bekası için vizyoner seçenekler üretilir ve yeni düşünce akımlarına alan açılır; dolayısıyla bu tür dinamik toplumlarda dogmatik ön yargıların ve kronik husumetlerin barınması güçleşmektedir. Çin ve BRICS ülkeleri, değişen küresel mimari altında gerekirse yeni bir "Bretton Woods 2.0" (alternatif bir küresel finans ve yönetişim sistemi) inşa etme potansiyeli taşımaktadır. Bu süreçte Türkiye, Kuşak ve Yol Girişimi’nin (BRI) salt finansal ve lojistik adımlarını "kültürel diplomasiyle sarmalayan" stratejik bir değer sunar. Kültürel boyutun ihmal edilmesi halinde BRI, yalnızca mekanik bir ekonomik projeye dönüşme ve ortak insani değer üretmeme riskiyle karşı karşıyadır. Bu nedenle, "Ortak Asyalılık Kimliği" üst başlığı altında, bilhassa edebi eserleri kapsayan sistematik bir çeviri politikasının örgütlenmesi ve kültürel projelerin hızlandırılması gerekmektedir. Konfüçyüs Enstitüleri benzeri akademik yapıların, İznik çinileri ile Çin seramik sanatı üzerine ortak akademik/sanatsal çalışmalar yürütmesi bu kültürel diplomasiye verilebilecek en somut örneklerden biridir.

B. Havacılık Stratejisi: Chengdu-İstanbul Aksı Turizm ve iş dünyasının entegre bir yaklaşımla organize edilmesi bağlamında Cankut Bagana önemli bir lojistik realiteye dikkat çekerek Çin’deki sirkülasyon ağının Chengdu merkezli olduğuna vurgu yapmıştır. Çinli turist kafilelerinin konsolide edilmesi ve hava yolu kapasitesinin rasyonel kullanımı bağlamında Chengdu'nun stratejik bir "toplanma merkezi" (hub) olduğu belirtilmiş; dolayısıyla ikili turizm hacminin büyümesi için Chengdu çıkışlı seferlerin elzem olduğu ifade edilmiştir. Çinli yatırımcılar Batı pazarlarına açılma vizyonuna sahip olmakla birlikte, idari yapıları gereği devletin teşvik mekanizmalarını ve resmi düzeydeki onay süreçlerini beklemektedir. Bu nedenle kurgulanacak turizm ve havacılık projeleri doğrudan devletlerarası düzeyde (G2G) desteklenmelidir. Nitekim geçmişte bu vizyon doğrultusunda Chengdu-İstanbul uçuş hattı için Onur Air’e izin verilmiş ve bu rota Çin'in Avrupa'ya, Avrupa'nın Çin'e erişiminde en optimal transit hat olarak planlanmıştır. Ancak projenin tam anlamıyla operasyonel hale geleceği dönemde, küresel COVID-19 pandemisinin patlak vermesi ve sınırların kapanması, bu stratejik hamlenin tamamen duraksamasına yol açmıştır. Gelecek projeksiyonlarında bu hava yolu koridorunun yeniden canlandırılması büyük bir jeo-stratejik öneme sahiptir.

SONUÇ 

Forumun iki günlük yoğun oturumları sonucunda ortaya çıkan genel vizyon; "yeni bariyerler inşa etmek yerine, tarihsel bağlantısallığı ve sosyokültürel köprüleri yeniden tesis etmek" anlayışıdır. Türkiye ve Çin Halk Cumhuriyeti, 55 yıllık diplomatik birikimin temelleri üzerinde; lojistik koridorlarını dijital sistemlerle entegre etmeli, yapay zekâ ve robotik Ar-Ge süreçlerinde iRIC gibi merkezlerle organik ortaklıklar geliştirmeli, madencilik ve enerji gibi stratejik alanlarda karşılıklı güvene dayanan şirket iş birlikleri kurmalı ve ekonomik entegrasyonunu "Ortak Asyalılık" çatısı altında kültürel/edebi çevirilerle tahkim etmelidir. İki ülkenin küresel sistemdeki dönüşüm sürecinde birbirini tamamlayan rasyonel stratejik ortaklar olduğu ve çok kutuplu yeni dünya düzeninde yenilikçi iş birliği modelleri geliştirebileceği tespiti, forumun nihai sonuç bildirgesinin özünü oluşturmaktadır.